İş Etiği ve Rekabet Hukuku İlişkisi

Adem KARA
Rekabet Kurumu
Rekabet Uzman Yardımcısı
ademkara@rekabet.gov.tr 
 

İş etiği literatüründe yakın zamana kadar, genel anlamda rekabet hukukunun incelenmesi gerekliliğinin varlığı kabul edilmekle beraber bu gereklilik büyük ölçüde göz ardı edilmiştir.  Bugün rekabet hukuku ve iş etiği arasındaki ilişki konusunda halihazırdaki bilgi ve kabul durumu Şikago Okulu ekonomi yaklaşımında Aaron Director’ın 1960’larda yayımladığı ilk araştırması ile aynı noktada bulunmaktadır[1]

İş etiğinin piyasalardaki rekabet ihlallerini önlemek için geliştirilen rekabet doktrinini iyileştirmek için yardımcı bir unsur olabileceği düşünülmektedir. Bu noktada, ABD Rekabet Enstitüsü başkanı Albert A. FOER iş etiğinin rekabet konusuna daha fazla eğilmesi gerektiğini[2] önermekte,  benzer şekilde Finli ekonomist Matti Estola da rekabet anlayışında iş etiğinin de rol oynaması gerektiğini belirtmektedir[3]. Burada temel soru rekabet hukukunun etik değerleri içerip içermediğinden ziyade (elbette içeriyor), iş etiği yaklaşımının rekabet ihlallerinden kaynaklanan zararların önlenmesinde bir araç olup olmayacağı[4] düşüncesidir.

Genel Anlamda İş Etiği

İş etiği, iş hayatında karşılaşılan tüm ahlaki sorunları inceleyen uygulamalı bir etik disiplinidir.  Bu sorunlar, çalışanların kendi aralarında çalışanlarla yöneticiler arasında, işletme ve devlet arasında ya da işletmeyle başkaca çevresel faktörler arasında olabilir. İş etiği disiplinin ortaya çıkmasında iş dünyasındaki ahlaki duyarlılığın sağlanıp geliştirilmesi gibi önemli bir ihtiyaç yatmaktadır.

İş etiği genel olarak sonuçsalcılık (teleoloji), Kant’ın ödev ahlakı (deontoloji), Aristo’nun erdem ahlakı ve adalet ahlakı olmak üzere dört temel ahlak felsefesi ile temellendirilmektedir[5]. Sonuçsalcılık kuramına göre bir eylem kendi başına iyi ya da kötü değildir; o eylemi iyi ya da kötü yapan eylemin sonuçlarıdır. Eğer eylem sonuçta bir şekilde fayda sağlıyor ise “iyidir”[6].  Kant’ın ödev ahlakına göre ahlaki davranış, sonuçtan bağımsız olarak her koşul ve durumda ortaya konması gereken davranıştır. Kant’a göre evrensel doğrular vardır ve bunlar zaman ve şartlara göre değişmezler[7]. Yanlış bir eylemin sonucu olumlu olsa bile, bu eylem ilkesel olarak etik değildir. Kant’a göre etiğin temelini kişilere göre değişmeyen değerler oluşturmalıdır. Bir eylemin ya da davranışın etik olup olmadığının cevabı “Eğer herkes bu eylemi yaparsa ne olur?”, “Herkesin bu eylemi yapmasını ister miyiz?”, “Bunu arzu eder miyiz?” sorularında yatmaktadır. “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan başkalarına da öyle davran” düşüncesi Kant ahlakında altın kuraldır[8]. Kant’a göre bir doktorun başarılı olup isim yapmak amacıyla insanları tedavi etmesi etik değildir. Esasında Kant ahlakında tamamen doğru olan davranışların “iyi niyet”  kavramıyla ilgili olan davranışlar olduğu söylenebilir. Kantçı yaklaşımla hareket eden bir denetçi, firmanın sonunu getirme riski taşısa bile firmanın finansal sorunlarını olduğu şekliyle yansıtırken; sonuçsalcı yaklaşımı benimsemiş bir denetçi, toplam fayda anlayışıyla öncelikle fayda ve zararları hesaplamayı yeğlemektedir[9].  Aristo’nun erdem ahlakına gelince, iyi bir topluluğun mensuplarına daima erdemli olmalarını tavsiye ettiği kabul edilir. Bunun sonucu olarak erdem ahlakına göre yöneticilerin paydaşlarıyla onların erdemli olmalarını sağlayacak şekilde etkileşimde olmak gibi ahlaki bir görevi vardır. Erdem ahlakında, insanların erdemli kabul edilen davranışları sergilemeleri sonucunda kendilerine ya da topluma bir fayda ya da zarar gelmesinin hiçbir önemi yoktur.  Adalet ahlakı yaklaşımının temelini eşit olanlara eşit davranma eşit olmayanlara da eşit olmayacak şekilde davranma düşüncesi oluşturmaktadır. Adalet ahlakına göre hak edene hakkını vermek hak etmeyenden de hakkı olmayanı almak gerekmektedir. Bu yaklaşımın genel sorusu “Gerçekleştirilen eylem adil midir?” sorusudur.

Paydaş Yönetimi (Stakeholder Management)

Paydaş teorisi iş etiği ve rekabet hukuku ilişkisinin kökenini oluşturmaktadır. Paydaş teorisinin temeli 1930’larda Means ve Dodd arasındaki tartışmalara dayanmasına rağmen, teori, 1980’lerde Milton ve Friedman’ın “yöneticilerin tek etik görevi hissedarların kazançlarını büyütmektir[10]” şeklindeki argümanına tutarlı bir cevap geliştirme girişimi ile olgunlaşmıştır. Friedman, bireysel hissedarların servetlerini arttırmanın dışında da ahlaki değerlere sahip olabileceğini kabul etmekteydi ancak Friedman’ın iş etiği yaklaşımı,  hissedarların etik olmayan davranışlarda bulunarak ahlaki sorumluluktan kaçınmasında bir beis görmemekteydi.

R. Edward Freeman ilk olarak “kurumu etkileyen ya da onun tarafından etkilenen her türlü grup[11]” anlamındaki “paydaş/etkileşen (stakeholder)” kavramını geliştirdi. Friedman’ın kurumun varlığının sadece hissedarların kazanç maksimizasyonuna bağlı olduğu görüşünün aksine Freeman’ın paydaş teorisi hiçbir paydaş grubuna öncelik vermemektedir. Freeman, yönetimin görevinin karları maksimize etmeye çalışmak yerine “paydaşlar arasındaki ilişkileri dengede tutmak[12]” olduğunu öne sürer. Freeman “rakipler ve devlet bu temel teoriyi ilk olarak genişleten unsurlardır[13]” diyerek rakipleri de paydaşlar arasında saymaktadır. Bunun yanında Archie Carroll ve Ann Buchholtz rakipleri “ahlaki sorumluluk düzeyi düşük olabilir[14]” düşüncesiyle ikincil paydaş statüsüne indirmiş olsalar da paydaş kavramının rakipleri de içermesi gerektiğini kabul etmişlerdir.

Buradaki anahtar husus, rakiplerin sahip olduğu hakların belirlenmesidir. Sonuçta paydaş yönetimi, firmanın paydaşlarının çıkarlarının dengelenmesini gerektirmektedir. İş etiği, rakipleri paydaş olarak kabul ederken rakiplerin paydaşlıktan kaynaklanan meşru çıkarlarını belirlemeye henüz başlamıştır. İş etiği literatürü, rakiplerin birbirlerine karşı sorumluluklarıyla ilgilenmekle beraber bu sorumlulukların rekabet hukukunun amacı konusunda bazı ipuçları içerdiğini de göstermektedir[15]. Rakiplerin rekabet etme hakkı bulunmaktadır ve bu hakkı kar maksimizasyonunu sağlamak ya da pazarda hâkim duruma gelmek için göz ardı etmek etik değildir. Tıpkı sportmenlikte bir sporcunun başka bir sporcuyu yarış dışına itmeye çalışmasının etik olmadığı gibi.

İş etiğinin piyasalardaki rekabetin gelişimine hizmet edebilmesi için daha fazla ve süreklilik arz eden bir çalışmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Şu anki durumda yine de çıkarılacak sonuçlar bulunmaktadır. İlk olarak, iş etiğinin rekabetin doğası hakkında söyleyeceklerinin olduğu bilinmelidir. Hawker[16] bu konuda;

İş etiği, rekabette etik sorumlulukların da var olduğunu kanıtlamak için kullanılabilir Justice Powell’ın aksi yönde bir önerisi olsa bile[17], iş etiği bu görevler için sınırlayıcı prensipler vazetmektedir. İkinci olarak zaten rekabet hukukunun faydacılığın ekonomik modelini de bünyesinde barındıran kendine özgü bir formu ya da Yüksek Mahkeme’nin Klor[18] kararında da görüldüğü gibi genişletilmiş bir etik bileşeni bulunmaktadır. Üçüncü olarak, iş etiğinin rekabet hukuku hakkında fikir yürütmesi radikal bir teşebbüs olarak düşünülebilir ancak rekabet hukukunda iş etiğinin benimsenmesi önceden var olan teamül ve doktrinlerden radikal bir uzaklaşma anlamına kesinlikle gelmez[19].

çıkarımlarını yapmaktadır. İş etiği rekabet analizlerinde ekonominin yerini alamamakla beraber araştırma rekabetin etik bileşenini Pitofsky’nin bir nesil önce siyasi bağlamını ortaya çıkarması [20] ile aynı tarzda ortaya çıkarabilir[21]. İş etiği rekabetin ekonomik modelini tamamlarken şüphesiz diğer bazı etik disiplinlerden (sportmenlik etiği gibi) de yararlanacaktır. Ticaret ve servet edinimi gibi hususlardaki rekabetle ilgili hükümler içermesi hasebiyle dini doktrinlere de müracaat edilmesi gerektiği düşünülmektedir. Pazarlama ve stratejik yönetimin, sosyal bilim disiplinleri vasıtasıyla ekonomik olmayan hususlara da kapı araladığı düşünüldüğünde rekabetin etik kapsamını iş etiği vasıtasıyla incelemekte fayda bulunmaktadır.  Sonuç olarak “iş etiği” yoluyla açık ve adil rekabet sisteminin korunmasında rekabet hukukuna yeni bir araç sağlanacağı düşünülmektedir.

 



[2] FOER, A. A. (2003), The Third Leg of the Antitrust Stool: What the Business Schools Have to Offer Antitrust,      N.Y.L. Sch. L. Rev. 21, s. 47-49.

[3] ESTOLA, M. (2002), About the Ethics of Business Competition in Perspectives in Business Ethics (2nd ed. L. P. Hartman ed,).

[5] Bkz. ARSLAN M. (2012), İş ve Meslek Ahlakı Dünya ve Türkiye Örnekleri, Siyasal Kitabevi, Ankara.

[6] TREVİNO L. ve K. A. NELSON  (2007), Managing Business Ethics: Straight Talk About How to Do It Right,

Wiley & Sons, 4th edition, s.96.

[7] Bkz. ARSLAN M. (2012), İş ve Meslek Ahlakı Dünya ve Türkiye Örnekleri, Siyasal Kitabevi, Ankara, s.24.

[8] JOSEPHSON, M. (2001), “Teaching Ethical Decision Making and Principled Reasoning”, M. Hoffman, R.

Frederick ve M. Schwartz (eds), Business Ethics: Readings and Cases in Corporate Morality, McGrawHill,

4th edition, s.91

[9] TREVİNO L. ve K. A. NELSON  (2007), Managing Business Ethics: Straight Talk About How to Do It Right,

Wiley & Sons, 4th edition, s.98.

[10] FRİEDMAN M. (1970), The Social Responsibility of Business Is to Increase It's Profits, New York Times Magazine.

[11] FREEMAN R. E. (1999), Stakeholder Theory of the Modern Corporation, in Ethical Issues in Business: A

Philosophical Approach  (6th ed. T. Donaldson and P. H. Werhane, eds.), s.247

[12] A.g.e, s.252-53.

[13] A.g.e, s.252.

[14] CARROLL A. B. ve A. K. BUCHHOLTZ (2000), Business & Society: Ethics and Stakeholder Management (4th ed.)

[15] Bkz. http://www.antitrustinstitute.org/files/272.pdf, Erişim Tarihi: 17.03.2016.

[16] American Antitrust Institute Associate Professor, Haworth College of Business ,Western Michigan University.

[17] Continental T.V., Inc. v. GTE Sylvania, Inc., 433 U.S. 36, 53 n. 21 (1977) (“an antitrust policy divorced from market considerations would lack any objective benchmarks”)

[19] Bkz. http://www.antitrustinstitute.org/files/272.pdf, Erişim Tarihi: 17.03.2016.

[20] PİTOFSKY R. (1979), The Political Content of Antitrust, 127 U. Pa. L. Rev. 994.

[21] Bkz. http://www.antitrustinstitute.org/files/272.pdf, Erişim Tarihi: 17.03.2016.