Yenilenebilir Enerjinin Yaygınlaştırılması: Kıtlık, İnovasyon ve Kurumlar


Emine TOKGÖZ
Rekabet Uzmanı
etokgoz@rekabet.gov.tr  

 


Rekabetin farklı sıfatlarının (Porterian, Schumpeterian, Ricardian) daha önemli hale geldiği içinde bulunduğumuz sürdürülebilirlik odaklı dijital çağda ülkelerin inovasyonun yalnızca teknolojide yaşanan bir olgu olmadığını kavraması kaçınılmazdır. Carlota Perez, toplumsal-kurumsal değişimin ekonomideki değişime ayak uyduramamasını (yirmi ila otuz yıl sürebilen) içinde bulunulan tekno-ekonomik paradigmanın (refahın nasıl yaratılacağı) başarısını engelleyen yapısal faktör olarak sunmuş ve yeni paradigmaya geçiş için toplumsal ve kurumsal değişimin olmazsa olmaz olduğunu savunmuştur.[1] Özellikle iklim değişikliği ile mücadele ve enerji bağımlılığı düşük/sıfır karbon teknolojilerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasını daha önemli hale getirmiştir.

Yenilenebilir enerji sistemlerini[2] bu bağlamda ele aldığımızda pek çok ülkenin (bu teknolojileri ilk geliştiren ülkeler dışındakiler) bu teknolojileri yerelleştirmeye çalıştığı görülmektedir. Bu yerelleştirme pek çok şekilde yapılabilmektedir (ortak girişimler, teknoloji transferi (lisans ile tasarım ve mülkiyet haklarının transferi, know-how transferi), imalat tesisleri kurma, parça imalatı ya da sistemin tamamı, yerel Ar&Ge ve inovasyon). Yerelleşmenin faydaları şu şekilde sayılabilir: yeni ürün, yeni iş alanları açma, yerel vergi tabanının büyümesi, içerde üretilen türbin/panellerin uluslararası piyasaya ihracı fırsatları (ekonomik kalkınmaya olumlu etkisi), enerji ekipmanında ve elektrik üretiminde azalan maliyetler, yenilenebilir enerji kapasitesinin artışına katkı. Diğer taraftan yerelleşmenin önünde pek çok engel de bulunmakta olup bunlardan en önemlisi bu sektörün uzun süredir devam eden Ar&Ge, teknolojik karmaşıklığın artması, uluslararası birleşme devralmalar gibi sebeplerle artık görece olgunlaşmış hale gelmesidir. Katı uluslararası standartların varlığı önceleri daha az gelişmiş teknolojik gelişimi kovalayacak olan ulusal firmaları caydırıcı rol oynayabilmektedir. Yine küresel pazarı yüksek payıyla kontrol eden az sayıda firma vasıflı işgücünü kıt kaynak haline getirmektedir.[3] Son olarak, enerji ticaretine özel uluslararası kural ve kurumlar var olmadığından[4] uygulanacak teşvik politikalarında ek sınırlamalar ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar gelişmekte olan ülkeler ortaklıklarla sayılan engelleri aşmaya çalışsalar da gelişmekte olan ülkelerin ucuz işgücü ve malzeme yoluyla küresel rekabette öne geçmelerinden çekinen yerleşik küresel ölçekli firmalar bu yola şüpheyle yaklaşabilmektedir.[5]

Yukarıda sayılan faydalardan istifade etmek ve engelleri bertaraf edebilmek için politika yapıcılar istikrarlı ve ölçeklenebilir bir rüzgâr imalat sektörü geliştirme yoluna gitmekte olup i) doğrudan (arz odaklı) ve ii) dolaylı (talep odaklı) olarak destek mekanizmalarını devreye sokmaktadır. Bunlardan ilkine örnek olarak yerel katkı zorunluluğu, finansal (düşük faiz, sübvansiyon) ve vergi teşvikleri, uygun gümrük vergileri, ihracat kredi desteği, kalite sertifikasyonu, Ar&Ge. İkincisi ise temel olarak tarife garantileri, alım zorunlulukları, ihale yöntemini kapsamaktadır.[6]

Bahse konu mekanizmalardan en önemlisini şüphesiz Ar&Ge oluşturmakta olup araştırma faslı iki ana aşamadan oluşmaktadır: temel araştırma (bilgi birikimi) ve uygulamalı araştırma (belli bir ürün ya da sürece odaklı). Geliştirme faslı ticarileştirmeyi (commercialization) başardığında inovasyon gerçekleştirilmiş olmaktadır. Son olarak inovasyon, sektörün tamamına ya da ekonominin geneline yayılmaktadır (diffusion).[7] Ar&Ge’nin temelinde bilgi olması ve bilginin da kamu malı olmasından dolayı (olumlu dışsallık ve elde etme problemi) devletin varlığını kaçınılmaz hale getirmektedir. Pratikte de ilgili teknolojilerde lider olan firmaların inovasyonunda doğrudan ve dolaylı olarak devlet desteklerinin büyük rol oynadığı görülmektedir.[8] Diğer taraftan gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda inovasyon çıktısının yavaş olması veya olmaması iki sonucu akla getirmektedir: i) inovasyonun içinde bulunulan sosyo-ekonomik koşullara bağlı olduğu ii) belli bağlamlarda niteliksel ve niceliksel açılardan sistematik kıtlık var olduğu.[9] Bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli husus üretim girdileri/faktörlerinde yaşanan kıtlığa odaklanılması halinde inovasyonu engelleyen ve sistematik olan kıtlık gerçeğinin örtülü kalacak olmasıdır. Şöyle ki üretim girdilerinde gözlemlenen bir kıtlık arızi (incidental) iken kurumsal kıtlıklar ya da güven kıtlığı sistemiktir. Dolayısıyla ikinci tip kıtlıklar “ambiyans” oluşturduğundan bu tür kısıtlar altında inovasyonun başarılması farklı düşünme, gerekli kurum ve süreçlerin oluşturulması, teknik araçların ve ölçeklendirmenin sağlanmasını zorunlu kılmaktadır.[10]

İçinde bulunduğumuz dijital çağda sürdürülebilirliğin başarılması için yenilenebilir enerji gibi pek çok alanda inovasyon odaklı yatırımlar gerçekleşecektir. Bu bağlamda kurumsal yapılanmanın (hem resmi hem de resmi olmayan kurumlar, oyunun kuralları) bilgi problemini ve böylece maliyetleri minimize edecek şekilde kurgulanması son derece önemlidir. Yukarıda izah edilmeye çalışılan inovasyon yatırımlarının pahalı ve uzun dönemli ve dolayısıyla fazla riskli olması yeni ekonomik paradigmada düzenleyici kurumların önemini daha da artırmıştır. Özellikle enerji gibi uzun bir geçmişi olan ve dolayısıyla yerleşik çıkarların yaygın olduğu sektörlerde inovasyonun başarılması için kurumların bilgi asimetrisini en aza indirecek, paydaşların iletişimini kolaylaştıracak, uzun süreli politika uygulamalarını ve kriz yönetimini üstlenecek, yumuşak güç kullanımını etkin kullanacak şekilde yani teşvik mekanizmalarını optimal işletebilecek şekilde yapılanmaları gerekmektedir.[11] Dolayısıyla inovasyon yalnızca teknolojide değil kurumlarda da yaşanmaktadır ve bunlardan ikincisindeki inovasyon ilkinin sürdürülebilirliği için olmazsa olmazdır.

 

*Çalışmada yer verilen görüşler yazara ait olup Rekabet Kurumu ya da Rekabet Kurulu açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır.

 

 [1] Lewis ve Wiser, ss. 1851-4.

[1]W. Kip Viscusi, Joseph E. Harrington Jr., John M. Vernon, Economics of Regulation and Antitrust, The MIT Press, 2005, s. 95.

[1] Devlet yalnızca dolaylı olarak tarife garantileriyle değil; doğrudan fonlama, kalkınma bankaları kredileri, devlet laboratuvarları gibi unsurlarla firmalara vizyon sağlamış ve riskten kaçınmaya meyilli özel sektör için inovasyonun ileri aşamalarına kadar belirsizlikleri ortadan kaldırmıştır. Mariana Mazzucato, The Entrepreneurial State: Debunking Public vs. Private Sector Myths Londra: Anthem Press, 2013.

[1] Smita Srinivas ve Judith Sutz, “Developing Countries and Innovation: Searching for a New Analytical Approach”, Technology in Society, 30, 2008.

[1] Srinivas ve Sutz, ss. 133-4.

[1] Eric Brousseau ve Jean-Michel Glachant, “Regulators as Reflexive Governance Platforms”, OECD Competition Committee, Hearings on Competition Policy, DAF/COMP(2012)22, 07.02.2013, ss. 39-44.

 

 

 



 

[1] Carlota Perez, “Technological Revolutions, Paradigm Shifts and Socio-Institutional Change” Erik Reinert (der.) Globalization, Economic Development and Inequality: An International Perspective, Edward Elgar, 2004, ss. 236-40.

 

[2] Bu çalışmada yalnızca rüzgâr ele alınmıştır.

 

[3] Joanna I. Lewis, Ryan H. Wiser, “Fostering Renewable Energy Technology Industry: An International Comparison of Wind Industry Policy Support Mechanisms”, Energy Policy 35, 2007, ss. 1845-7.

 

[4] Dünya Ticaret Örgütü’nün teşvik/destek politikalarına yaklaşımı ve karar mekanizmaları eleştirilmektedir. L. Leal Arcas ve J. Schmitz, “Unconventional Energy Sources and EU Energy Security: A Legal, Economic and Political Analysis” Oil, Gas and Energy Law Intelligence, Kasım 2014, s. 35; Lewis ve Wiser, s. 1847.

 

[5] Lewis ve Wiser, s. 1847.

 

[6] Lewis ve Wiser, ss. 1851-4.

 

[7]W. Kip Viscusi, Joseph E. Harrington Jr., John M. Vernon, Economics of Regulation and Antitrust, The MIT Press, 2005, s. 95.

 

[8] Devlet yalnızca dolaylı olarak tarife garantileriyle değil; doğrudan fonlama, kalkınma bankaları kredileri, devlet laboratuvarları gibi unsurlarla firmalara vizyon sağlamış ve riskten kaçınmaya meyilli özel sektör için inovasyonun ileri aşamalarına kadar belirsizlikleri ortadan kaldırmıştır. Mariana Mazzucato, The Entrepreneurial State: Debunking Public vs. Private Sector Myths Londra: Anthem Press, 2013.

 

[9] Smita Srinivas ve Judith Sutz, “Developing Countries and Innovation: Searching for a New Analytical Approach”, Technology in Society, 30, 2008.

 

[10] Srinivas ve Sutz, ss. 133-4.

 

[11] Eric Brousseau ve Jean-Michel Glachant, “Regulators as Reflexive Governance Platforms”, OECD Competition Committee, Hearings on Competition Policy, DAF/COMP(2012)22, 07.02.2013, ss. 39-44.